26/12/2005 - Mavi GüL
Ücretsiz Paylaşım Merkezi
WwW.EmekNet.ForumUp.Com

MAVİ GÜL -Tüm özürlü çocuk anne ve babalarına-
Gökçe küçük bir kızdır, Sevimli küçük bir kız... Gözleri kahverengi, saçları koyu kahve...
Saçları gözlerinin üzerine düşünce Gökçe geriye atmak ister. Fakat elleri hemen alnına gitmez. Bunun yerine ellerini tomurcuklarını açan bir çiçek gibi büker, Sonra, sonra atara saçlarını Gözlerinin üzerinden arkaya.
Görüyorsunuz Gökçe farklıdır. Farklı mı? Evet farklıdır diğer kız çocuklarından.
Fakat elbette bütün insanlar Hep aynı şeyi düşünmek, Hep aynı şekilde davranmak Hep aynı olmak zorunda değillerdir.
Bana göre Gökçe mavi bir gül gibidir: Nadir, farklı ve çok güzel.
Gökçe hastaneden eve ilk geldiğinde Pembe ve her tarafı şiş bir bebekti. Çok sık ağlardı, çok ağlardı diğer bebeklerden.
NİÇİN?
Belki de onu ürküten farklı gölgeleri gördü. Belki de ona çok tuhaf gelen sesleri işitti. Büyüyünce Gökçe annesine daha yakınlaştı, Ve ona sımsıkıca bağlandı.
Bilirsiniz "Yavru bir kedinin kuyrukları kesilirse, kulakları daha keskin olur." derler.
Bir kuyruğun bir yavru kediciğin Daha hızlı koşmasına yardım ettiği doğrudur. Fakat kuyruksuz bir yavru kedi de daha iyi duyar, Ve ayak seslerini diğer yavru kedilerden Daha önce hisseder.
Bazı çocuklar bağıra bağıra oynarlar: "Kuyruksuz ke-di Kuyruksuz ke-di"
Bazen Gökçe annesine koşmak ister, Sımsıkı sarılmak ister, Görünür bir neden yokken, En azından bizim görebileceğimiz bir neden yokken.
Ve bir zaman sonra, Gökçe'nin dünyasının bazı yönlerden Bizim bildiğimizden biraz farklı olduğunu anlar, Bizim tamamen hissedemediğimiz Bir dünyanın içinde olduğunu düşünmeye başlarız.
Oralara gidebilmek Gidebilmek bir şekilde, Diğer gezegenlere gitmek gibidir. Bu yolda Gökçe, sanki bir ekranın, Bizim göremediğimiz bir ekranın arkasında gibidir. Belki çok güzel renkleri vardır. Belki renkler onunla konuşurken Dikkatimizden kaçmaktadır.
Rivayet olunur ki: Balıkların dalgalarla taşınan Kendi dilleri ve kendi müzikleri vardır. Kulaklarımız yeterince keskin olmadığından Biz bu sesleri işitemeyiz.
Belki de, Gökçe bizim asla duyamadığımız sesleri duyabilmektedir. Belki de bu yüzden kendi kendine sıçramakta Ve kendince dans etmektedir.
Bazen Gökçe'nin bir kuş olduğunu düşünürüm: Kanatları kısa olan bir kuş. Öyle bir kuş ki, uçması çok zor, Daha çok kuvvet, Daha çok çaba, Daha çok zaman gerekiyor.
Normal kanatlı bir kuşun Uçması daha kolaydır. Fakat bir kuşun, Kanatları kısa olan bir kuşun, Uçmayı öğrenmesi için daha çok çalışması gerekmektedir.
Birde... Fırtınalı bir öğleden sonrası, Sallanan koltuğunda oturup Kollarında oyuncak bebeğini sallayan Bir başka Gökçe vardır. Endişelidir, düşüncelidir ve sessizce sorar:
"Anneciğim, Özge benim özürlü olduğumu söylüyor. Bu ne demektir anneciğim? Özürlü?
Çocuklar 'Geri' diyorlar ve gülüyorlar Niçin gülüyorlar anneciğim?"
Gökçe'nin anlamadığı çok şey vardır. Fakat diğer insanların da Gökçe hakkında anlamadıkları çok şey: Gökçe'nin kuyruksuz bir yavrukedicik gibi olduğu, Gökçe'nin farklı bir müziği duyduğu, O'nun korunmak zorunda olan Kısa kanatlı bir kuş gibi olduğudur.
Gökçe mavi bir güldür, çok tatlı ve sevimli... Ve o kadar az mavi gül var ki dünyamızda, Bu yüzden haklarında bir çok şeyi bilemiyoruz. Bildiğimiz sadece: MAVİ GÜL'lere saygı duyup, Daha fazla sevgi vermemiz gerektiğidir.
Gerda Klein'dan esinle... Ali ULUSOY
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/12/2005 - Elveda

Zaman değil geçen ömürmüş anlamadım Tükendik bizde yıllar gibi yaralandık Bana bıraktğın yüzündeki bu çizgiler Alıp götürdüğün ömrümün baharları
Suçumuz neydi bizim feryadım tanrıya Sana son sözüm gülüm ELVEDA..
Herşey biter herkez unutulur Ben seni kaç kere sevdigimi unuttum Haram olsun yıllarım olmuş ziyan Sende unut beni yok yere sevdiğini...
Bir sabah boş evinde üşüyerek uyanacaksın Titrek kalbini eski mektuplara saracaksın Ben senle bir günü bir ömüre kıyaslarken Sen benden bi haber başka kollarda uyuyormuşsun Olsun.. Avuçlarında ben boynunda benim kokum Ben seni çoktan unuttum Sen beni unutamayacaksın….
Özgün - Elveda
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/12/2005 - PAPATYANIN HİKAYESİ

Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya.. Ve papatya aşık olmuş, yanmış tutuşmuş ak sakallı bahçıvana.. Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş.. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı, kırmızı güllerden, sarı lalelerden, mor menekşelerden.. zambaklardan... Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını...
Bir gün, aşkı öyle büyümüşki.. Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu.. Toprağa bakıyormuş artık.. Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş.. Ayaklarını görüyormuş.. Bunada şükür diyormuş.. Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.. Zaman akıp gidiyormuş.. Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa.... Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş...
Ve işte bir gün...Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.. İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.. Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.. Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.. Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru....
Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.. Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış.. Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.. Ve bir hamlede bağını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini.. O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.. Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.. O her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş, ama onu aslında hep sevmiş....
Papatya anlamış artık...
Sevgi, emek istermiş...
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini... Teşekkür etmiş ona içinden.. Son yaprağıda kuruduğunda, biliyormuş artık....
Gerçek sevginin, söylemeden, yaşamadan ve asla kavuşmadan varolabileceğini...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/12/2005 - £LvêÐå
Haydi Gel Yoksa Karanlıklarda Belki Sisli Bir kış
Gecesinde Belkide Hüzünlü Bİr Bahar Akşamında
Cesedimi Bulacaklar Çamurlar Arasında Gelip Sana Haber
Verecekler Şaşıracaksın Bir Elinde Resmin Bir Elinde Silahı Var Diyecekler
İnanmıyacaksın Kalkıp Geleceksin Sonra Benim Görünce Taş Kesileceksin
Senin İçin Neler Çektigimi Bir Bir Anlayacaksın Tutup Ellerimden Affet Diyeceksin
bilmeyeceksin egilip sarılacaksın soguk bedenime işte o an bir fısıltı duyacaksın dudaklarımdan
£LvêÐå
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/12/2005 - ÇİÇEĞİN SUYA AŞKI..
 |
| Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "sırf senin hatırın için ey su" diye... Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "seni seviyorum" der. Su, "ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "seni seviyorum" der. Su, yine "ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "seni seviyorum." der. Su da ona "söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "seni ben, gerçekten seviyorum." çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye... Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez." Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "çiçeğin bir hastalığı yok dostum... bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "seni seviyorum" demek yetmemektedir. |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/12/2005 - BİR AŞK HİKAYESİ..

|
|
|
Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş: - Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri alda birlikte yaşayalım. Adam: - Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?... demiş. Kırlangıç tekrar: - Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz. demiş. Adam yine: - Olmaz alamam...Git başımdan, diye cevap vermiş.Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş: - Lütfen beni içeri al.. Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der... Adam ona: - Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş... Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş ve kendi kendine "Ben ne aptal , ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık" demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlar da gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş.Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş.Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş: - Kırlangıçların ömrü 6 aydır. |
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/12/2005 - .::SeVGiLiYE::.
Şimdi nerelerdesin? Bu sefer yazdıklarımın, yüreğimin acısının adresi yok! Satırları yazmakta bile zorlanıyorum. Sen gideli kelime haznem daraldı. Tek başıma kaldım buralarda... Ansızın dalıyorum, sürekli yollara bakıyorum ve işin acı tarafı gelmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Ah Sevgili! Çok hayallerimiz vardı. Hayata dair, aşka dair, ikimizin kaybettiklerine dair. Yazık! Hayallerimiz yarıda bile kalmadı.. Şimdi de mi kadere atılacak suç? "Kaderde var mı?" diyerek!
Sen yoksun ama ben gene sana yazıyorum her günün ardından(!) Gözyaşlarımı, aşkımı, özlemimi yazıyorum ve sevgili her zamanki gibi seni özlemle bekliyorum. Bensiz üzülme olduğun yerlerde; çünkü ben seni yüreğimde taşıyorum, sensizken bile...
Kimseye söylemiyorum seni sevdiğimi sana bile (!) Çünkü içimde yaşıyorum seni, sen de beni... Bizim aşkımızın kuralı da bu, baştan beri belli..
Ah Sevgili(!) Özledim be seni.. Geleceksin biliyorum ve sabırla bekliyorum. Çünkü seni ölümsüz bir aşkla seviyorum.

|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/12/2005 - Hep Sana..
Sensizlikte başladım yeni bir güne... Bu nasıl bir şey biliyor musun? Bilemezsin... Bilseydin,aynı acıyı sende yaşatırmıydın bana bunu...iki gün oldu senle aynı şehirde değiliz.ne kadar tuhaf değil mi? Aynı şehirde olup da seni görmediğim halde sanki uzansam dokunacaktım sana ama burdan asla... Gözlerim bir noktaya dalmış öyle; duraksadım bir an...karşımda hayalini hatırlıyor da ne düşündüğümü hiç hatırlamıyorum. Geceyi seviyorum ya! ayrı bir güzelliği var karanlık çöktüğünde sanki bütün rezillikleri kapatıyor. Offff! Gene yoksun yanımda... seni çok seviyorum ama yazık bunu sen bile bilmiyorsun. Ah sevdiğim yanımda olup da bana sarılmanı nasıl isterdim. Ama olmadı olacak mı dersen, aslaaaaaa...... Üzülme ama sakın ağlama seni sonsuz bir aşkla seviyorum. Üzülme seni hayalinle yaşatmaya devam ediyorum, Ne kadar sürer bende bilmiyorum!!!
Balkondayım şimdi,ya sen nerdesin? Bildiğim bir yerde mi? Belki de sen de gittin benden sonra başka bir şehre kim bilir?
Burayı seviyorum. Denizin dalgasını dinliyor ve kötü değil hep iyi yönünle seni düşünüyorum. Hatalarını hatırlamıyorum,ihanetini unutuyorum.
Evde de kimse yok(!) resmini aldım karşıma, biraz denizi dinliyor, biraz seni seyrediyorum. Neler neler yaşıyorum. Kendimi dinliyorum da çok kızıyorum kendime.... Sonra elime kalemi alıp yazıyorum...
ben senden uzaktayım sevgili, çok özledim sıcak tenini, bir gün dönecek misin geri, yoksa ben mi gelip alayım seni, sevgili; sen benim yüreğimsin, ama sen hiç düşünmez bırakıp gidersin, seni asla affetmeyeceğim bilirsin.... of ne zordu bu aşk(!) seni sevmediğimi zannedip gidiyorsun, aşk değil bu bir sürgün,kaçak sakın arkaya dönme, sakın sakın, çünkü o an anlayacaksın sana olan sevgimi, seni seviyorum....

|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/12/2005 - Doyamadım..

DOYAMADIM
Seni öpmeye koklamaya doyamadım Biri geldi aldı elimden soramadım Buna karşı gelinmez biliyorum Göz göre göre buna boyun eğiyorum Göz göre göre buna teslim oluyorum Aşk bu imkansızdır her zaman Kalmaz bilirsin bu dünya sana Duyulmaz sesin duyulmaz aşktan ibaret Söz verdin sen benimdin niye yoksun yar? Söz verdin sen benimdin niye gittin yar?
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/12/2005 - Gittiğin Yağmurla GeL
HOŞÇAKAL
Sözlerin artık ikna etmediği bu yaşımda, ağlamak da artık zor geliyor, zoruma gidiyor.
Benden sana, söylemesi zor, yazması kolay bir kelime; Hoşçakal.
Aldatıldığımı bildiğim bu geceden sana son bir yazı, son bir hatıra.
Seni her çağırdığımda, artık yüreğime yumruk atamayacaksın. Ben de bir başkasının yasak bahçesine uğramayacağım. Artık ne gelmeni isteyeceğim, ne de kalmanı....
Bu akşam masamdaki tek bir mumu kendim için yaktım. Senin oturduğun iskemle boş, ev boş... İhanetin resmi boşlukta çizili...
Şimdi sen bir başka masada başka gözlerlesin. Yüreğindeki pembe yalanlar büyüdükçe büyüyor. Karaya çalan pembeler...
Kim, kimi kandırıyor bu alemde? Kumdan kalelerimiz her dalgada yıkılıyor.
Kimseyi yolundan döndürecek gücüm yok artık. Dayanıksızım, dayanaksızım...
Olduğun yerde kal...
Hoşçakal...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Yar ellerin nerde?
Ya Beni de Götür Ya da Gitme
Bilirsin Sensiz Ben Hiç Yaşayamam ki..
Ölürüm Hasretinle..
 Stuff for your blog!
Arkadaşlarım
• hulya • zelis • geceperisi • angelparadise • cadikazani38 • babyface • xsindrelax • selda34
|